Bu günlerde insanların gelişmişliği ve ilkelliği üzerine derin söyleşilere giriyorum. İçinde bol sorular olan bir yazıyı okumak üzeresiniz. Sorgulamaya hazır olun. Eğer sorguluyorsanız bu iyi bir adım. Herkes özellikle hümanistler, insanların oldukça evrimleşmiş, gelişmiş canlılar olduğu yönünde bir sav öne sürüyor. Belki birçoğumuz bu düşünceyi taşıyoruz… Böyle bir konuyu tartışırken her insanı ilgilendiren somut örneklere gereksinim vardır.
Bu noktada kadın erkek ilişkilerine bakalım. Birçok kadın, uzun boylu güçlü erkeklerden hoşlanıyor. Erkeğin yapılı bir vücuda sahip olması, akıllı olması, daha da önemlisi karizmatik olması tercih sebebi… Parasal anlamda, güçlü erkeklere duyulan ilgi de hiç yabana atılır gibi değil.
Peki, bu istek neden birçok kadında, farklı zaman dilimlerinde de aynı çerçevede kendisini gösteriyor? Eğer gelişmiş canlılarsak bu düşüncelerin de biz geliştikçe ve değiştikçe değişmesi gerekmez miydi…?
Diğer tarafta erkekler ne ister? Nasıl kadınlardan hoşlanırız?
Bunun yanıtı da çok zor değil. İnsanlık tarihi boyunca kadın hep aynı şeyi simgelendi. Eski Yunanda Helenistik döneme ait, ya da Rönesans’a ait eserlerde, Afrika da Boşiman toplumunda, hatta daha da günümüzün modern dünyasına gelelim, Playboy’un kapak kızlarında… Bunların taşıdığı belirli ortak özellikler insanların ilkelliği konusundaki savı destekliyor. Nasıl mı?
Biraz gerilere gidelim. Antik Yunanistan’a demokrasinin ilk örneklerini gördüğümüz yere. Demokrasiden sadece yetişkin erkekler yararlanıyor. Kadınlar ve köleler bunun dışında tutuluyor. Epiküryen hayat var. Epiküryen “kadını dışarıda bırakan” anlamına geliyor. Kadın ne işe mi yarıyor? Evet. Tahmininiz doğru. Kadın doğurma amaçlı kullanılıyor.
Simon de Beauvoir, ilkçağda kadının yaratık olarak görüldüğünü söyler. Muayyen günlerinde kabile dışında bir yerlerde yaşarlar. Tarlaların çevresinde, büyük göğüslere sahip olan kadınların bereket getirsin diye yürütüldüğü söylenir.. Tabi ilk başlarda bereketin sembolü olan kadın daha sonra yaratığa dönüştürülmüş. Ve kamusal yaşamdan atılmış. Geriye “er meydanı” dediğimiz şey kalmış. B. Russell ise bu dönemlerde çocuk hakkının kadında ve kadının erkek kardeşinde olduğunu söylüyor. Çiftleşmeler ayin şeklinde oluyor. Erkekler çadırlara giriyor. Kadınlar ise istedikleri çadırları seçip ilerleyen saatlerde istedikleri çadırlara giriyorlar.Ta ki gebe kalana kadar. Erkekler doğan çocukların kendilerine benzediğini fark edince çocuğu ve kadını sahipleniyor. Bu erkeklerin ilk siyasi başarısı olarak nitelenir. Feminist terminolojide “boş kabı doldurmak” diye bir deyim vardır. Yani boşalmak. O dönemdeki erkeklerin durumunu ifade eder. Ve kadını da bu durumda kap olarak nitelersek hata yapmış olmayız sanırım.
Neden tarih boyunca karsımıza çıkan ideal kadın ölçüleri büyük göğüslü?
Neden kalçaları oval ve geniş?
Neden geniş kasıklar hep estetik olarak algılanır?
Neden kadınlar hep kaslı, yapılı erkeklere yönelir ister istemez?
Neden maddi gücü yüksek erkekler kadınlarca tercih edilir?
İri ve güçlü erkeklere olan yönelmenin sebebi nedir?
Bu sorulara yanıt aramaya kalkarsak karşımıza hep aynı şey çıkacaktır… İnsanın ilkelliği
Peki nasıl? Bu sonuca nereden ulaşıyoruz? Açıklama basit.Kadının aslında sadece doğurganı makbul.Doğurgan kadının özellikleri ise aşağı yukarı aynı. Östrojenin yol açtığı değişikliklere sahip bir vücut. Yani büyük göğüsler(bebeğin emzirilmesini) geniş kasıklar(doğurganlığı) simgeliyor. Aslında vahşice çocuğumuzu en iyi şekilde doğuracak kadının arayışı içindeyiz. Birçok psikanalist büyük göğüs takıntısının annenin emildiği dönemde geliştirilen bir obsesyon olduğunu ileri sürse de, ben bunun nedeninin doğurganlığı ve emzirmenin kolaylığını simgelemesi olarak görüyorum. Peki, bu durumu kadınların erkeğe bakış açısı olarak nasıl uyarlayabiliriz? Cevabı çok basit…
Güçlü erkek, çocuğun yaşama şansını diğer tehlikelerden korunmasını sağlayacak. Güçlü erkeklerin cazip gelmesinin sebebi bu olsa gerek..Uzun ve iri olmak canlılar arasında temel güç sembolü. Bir çok hayvan kendisinden uzun olan bir başka canlıya saldırmaktan çekinir..
Sanıyorum kadınlarımızın güçlü erkekleri tercih etme sebebinin altında da benzer bir duygu söz konusu. Günümüzde parasal güç ve sosyal güç erkeğe ilkellerdeki sürü lideri statüsü kazandırmakta ve yine doğacak bebeğin aday babası bebeğin gelecekte yaşama gücünü sosyal gücüyle de desteklemiş olacaktır.. Zaten eskiden at da gücün sembolü değil miydi? Peki şimdi? Lüks arabalar, artık bir tek beygir değil gücün sembolü en az 150 beygirlik gürültülü ve pahalı arabalar. Bunlara ek olarak hala epiküryen hayattan izler taşımaktayız.
Şu anda kaç tane kadın milletvekili mecliste bizi temsil ediyor? Ve şu anda kaç tane kadın milletvekili adayı var? Oto-show stantlarındaki büyük göğüslü ablalar acaba hala bereket getirsin diye mi arabaların üstünde boy gösteriyor? Dahası da var. Dik,uzun ve sert hatlar erkekliği simgeliyor. Oval ve yumuşak hatlar ise kadınlığı. İmzadan karakter analizi yapan psikologlar (Grafologlar) bunu iyi bilirler. Sokaktaki genç erkekler acaba moda olduğu için mi saçlarına dik, keskin ve sert şekiller veriyorlar? Bu acaba inceden inceye “Ben iktidar sahibiyim benden sağlıklı çocuklarınız olur, benimle çiftleşin” mesajı mı veriyorlar? Gelişmiş özgür düşünen sizler neden büyük göğüslü kızları ve kaslı, paralı, lüx arabalı erkekleri seçtiğinizi bir daha düşünün. Bunları düşünürken üzerinizde daha evrimleşmiş koyun kılından yapılmış giysileriniz ve hayvan derisinden ayakkabılarınız da olacak elbette. İnsan içgüdü taşımaz. Refleksif ve dürtüsel hareketlere, öğrenilmiş davranışlar da eklenince bütün insan davranışı ortaya çıkar. İnsan için içgüdüsel davranış diye bir durum söz konusu değildir. Peki, bu davranışları, insanlar nereden ve nasıl kazanıyor? Acaba genetik olarak mı aktarılıyor yoksa toplumun bize içten içe fark ettirmeden öğrettiği şeyler mi? Umarım bunu bilim ilerledikçe öğreneceğiz….
Bu konudaki düşüncelerinizi bana mail yazıp paylaşırsanız sevinirim.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.